x
KİTAPLIK
Nar Ağacı - Nazan Bekiroğlu

 

 

Nar Ağacı

                              

Hemi aşkem hemi suzem hemi derdem hemi dağem

 

            Nazan Bekiroğlu’nun romanını okurken nedense aklım hep coğrafyamızın bugününe odaklı çalıştı. Romanın zamanı, Kartların karılıp karıştırıldığı, sonra dağıtılıp oyunların oynandığı, masaya zengin oturanların fakir, fakir oturanların zengin; umduğunu bulamayanların zelil, umduğuna erenlerin ise yıpranmış olarak kalktığı 1. Dünya savaşının öncesi ve sonrası idi. Bugün kartların karıldığını, birilerinin iştahla masalara çekildiğini, yeni tezgahların kurulduğunu okudum satır aralarında. Acaba mülkünü ve vatanını terk eden, etmek zorunda kalan zengin ve güçlü insanların kim bilir nerelerde hayata tutunacaklarını, tutunamayanların nasıl yok olabileceklerini gördüm kelimelerde. Her şeye rağmen baharın erik dalında, nar çiçeğinde geldiğini, gelmesi gerektiğini hissettim.

           

Nazan Bekiroğlu’nun kalemine sağlık, güzel gerçekten güzel bir eser çıkartmış meydana. Gelecek nesiller klasik diye okurlar tahminimce. Kelimeler özenle seçilmiş, cümleler yerli yerinde, kurgu farklı ve o kadar güzel. Romandaki kişiler, basit sıradan hayatlara sahipler ama okuyan herkes onlarda bir yanını, bir yakınını bulabiliyor.

 

            İstanbul yok romanda, sadece uğranılmışlığı ve hayali var. O hayal uğruna yaşamak var. Her şeyi İstanbul olan çalışmalara inat taşradan bir yazar taşrayı merkeze alarak yazıyor. Hayatlar, geniş coğrafyamızın büyük şehirlerinde, durak noktalarında geçiyor. Tebriz, Yezd, Tiflis, Batum, Bakü, Trabzon, İstanbul ve Taht-ı Süleyman.

 

            Cihanın birinci defa karıştığı zamanlarda, Balkan harbiyle başlayan Milli Mücadele ile biten uzun savaşımızın ülkenin kuzeydoğusunda ve sınır ötesindeki yaşanmışlığı anlıyorsunuz. Sınırın sadece sınır olduğunu toprağın devamına engel olmadığını hissediyorsunuz.

 

Fotoğrafların dili, kalemin kıvraklığı, kelimelerin gücü, coğrafyanın dostu düşmanı çeken zenginliği, çeşit olmanın bereketi, sevdanın türküsü, ilahi aşkın azameti, sabrın sonucu, dünyanın en aciz ama en dayanıklı varlığı insanı… bir daha anlayabiliyorsunuz.

 

Ben kendi adıma çok şey kaptım romandan. Tarihçi olmamdan mı? Edebiyatı sevmemden mi? Doğuyu bilmemden mi? Günümüzü okumamdan mı? Yazarın iyi iş çıkartmasından mı?... Bilmem. Bildiğim ben romanı sevdim.

 

Size tavsiyem bir çay yapın, ama mutlaka çay olsun. İster Acem işi ister tavşan kanı, ister ince belli bardakta ister fincanda. Yanında mutlaka ince doğranmış limon olsun, birazda atıştırmalık. Sanal dünyadan hüzün yüklü Azeri ve İran müziği açabilirsiniz. Sonra kitap sizi bugünlerden 20. Yüzyılın başına, Trabzon’da başlayan yolculuğa götürsün. Göreceksiniz değecek.


Yayınevi için bir tavsiyem olacak, belki kitabın sayfa sayısı artacak, hacmi büyüyecek ancak yazıların biraz büyük punto kullanılması okunurluğu arttıracaktır.

 

                                    “Gidelim” diyorum Yasemen’e. “Hiç kimsenin yurdu yok burada.”

                                    Yasemen kibarca ekliyor, daha doğrusu düzeltiyor:

                                    “Yurtlarından ayrı kalmamak için milletlerinden ayrılmışlar.” (s. 17)

 

 

Bekiroğlu, Nazan; Nar Ağacı ‘sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim’ Timaş Yayınları, İstanbul 2012.




Tarih: 09.01.2013